17.01.2018 - Sağlık Portalı

Hastalık Hastası Mısınız Test Edin!

Hastalık Hastası Mısınız Test Edin!

Psikiyatri Profesörü Özcan Köknel, ‘‘Kültürel, ekonomik, toplumsal yönden gelişmekte olan ülkelerde hastalar, sorunlarını organları ile açıklıyorlar.’’

Hekime başvuran her 30 kişiden birinin hastalık hastası olduğu saptanmış. Hastalık hastalarının yarısını evliler oluşturuyor.

Onlara hastalık hastası deniyor… Sayıları küçümsenmeyecek kadar çok. Toplum içindeki yaygınlıkları yüzde bir dolayında. Hekime başvuran her 30 kişiden birinin hastalık hastası olduğu saptanmış…

Hastalık, erkeklerde biraz daha çok görünüyor. Ama pratik olarak, hastalık hastası olan kadın ve erkeklerin sayıları eşit. Hastalık, 30 ve 40’lı yaşlarda çoğunlukla ortaya çıkıyor. Toplumsal statü yüksekliği hastalık riskini azaltıyor. Hastalığın tıp dilindeki adı ‘Hipokondriyaziz.’ Hastalık hastalarına da hipokondriyak deniyor. Yani, kişinin kendi hastalığı ya da sağlığı ile aşırı ve ısrarlı biçimde uğraşması durumu. Gerçekdışı olarak, kendisinde ciddi bir hastalık bulunduğuna inanması, bundan korkması ve doktor doktor dolaşması…

Hekimler, hastalık hastalarını anlatırken, ‘‘kişide belki psikiyatrik bozukluğun yanında, gerçekten bir medikal hastalık da söz konusu olabilir. Ama bu hiçbir zaman abartılacak boyut ve ciddiyette değildir. Hipokandriyaziz durumunda, hastalıkla meşguliyet o denli abartılı duruma girer ki kişi yaşamının her anında bunu düşünerek, aile yaşamını, sosyal yaşamın aksatır’’ diyorlar.

hastalik_hastasiBakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 4’ncü Psikiyatri Birim Şefi Doç. Dr. Emin Ceylan şunları söylüyor:

‘‘Kişi, vücudunda duyumsadığı ya da görmüş olduğu küçücük bazı emareleri ciddi bir hastalık şeklinde yorumluyor. Bütün laboratuvar incelemelerinin, doktor değerlendirmelerinin aksi yönde bulgu vermesine rağmen, kişinin bu yargısı değişmiyor, aksine pekişiyor. Hasta gereksiz ilaçlar kullanarak, hem kendi ve hem de ülke ekonomisine önemli kayıplar verdiriyor. Bu hastalar, aile içinde, her zaman hastalık rolü ile güç kazanıp, istedikleri saldırgan tutumu takınabiliyorlar.’’

Doç. Ceylan’ın verdiği bilgilere göre, hasta bu durumunu öylesine abartıyor ki kendisine yardım edilmediği durumunda, aile yakınlarını suçluluk duygusu içinde bırakabiliyor. Onları istediği yönde, yönlendirebiliyor.

Önemli bir noktayı da vurgulayan Dr. Ceylan, ‘‘Bu hastalara, bu yüzden öfkelenmek, ilgisiz kalmak ve onları hasta değil, birer ‘numaracı’ olarak görmek son aşama tehlikelidir. Bu tür tavır, hastalığın daha ileri boyutlara ulaşmasına neden olmaktan başka işe yaramaz. Hastalar asla psikiyatrik problemleri olduğunu kabul etmek istemezler. Doktora fizyolojik hasta olarak giderler. Yakınmaları ne kadar fiziksel, dolayısı ile somut olursa, o kadar anlamlı olacağını düşünürler.’’

Doktora öfke

Psikiyatri Profesörü Dr. Özcan Köknel de bu nedenlerle hastalara tanı koymakta zorlandıklarını belirterek şunları söylüyor:

‘‘Hastalar birçok organlarına ait bozukluklardan yakınıyorlar. Örneğin, poposunu gösterip, buradan bir sıkıntı geldiğini söyleyebiliyor. O zaman, bir iç sıkıntısı olup olmadığını anlamak güçleşiyor. Kültürel, ekonomik, sosyal yönden gelişmekte olan ülkelerde hastalar, sorunlarını organları ile açıklıyorlar. Fizyolojik durumdaki emareleri abartıyorlar.’’

Kişi, hiçbir zaman planlayarak, farkında olarak böyle bir konuma kendini sokmuyor. Kendi kendine yarattığı bu hastalık problemi nedeni ile, çözümü güç sorunların altında kendini ezilmekten koruyup, çözümsüz problemlerden uzak kalabiliyor. Bütün bu tarz şeyleri tamamen bilinçsiz yapıyor.

Hipokondriyaklar, başkalarına göre, vücutlarının herhangi bir bölgesinde oluşan hastalık ya da bozukluklara karşı daha duyarlı oluyorlar. Onlara, ‘Ağrı eşikleri düşük kişiler’ deniyor. Örneğin, kol ve bacaklarındaki gerginlik duygusunu, şiddetli ağrı biçiminde algılıyorlar. Bu nedenle de bu tür duyumların, patolojik ve bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıktığını düşünüyorlar. Oysa normal kişiler, bu duyumları, rahatlıkla, aşırı çalışmaya, yorgunluğa ya da yaşlılığa bağlıyabiliyorlar.

Hastalar, en çok mide-bağırsak, kalp-damar sisteminden yakınıyorlar. Kişi, hastalığı ile içiçe yaşıyor. Belirtilerle ilgili tıp kitapları okuyor. Çünkü, hiçbir doktora güvenmiyor. Kendince, okuduğu kitaplardan kanıtlar topluyor ve bunları doktorlarla tartışıyor. Doktora karşı öfkeli ve saldırgan tutum takınıyor. Doktorlara hem kızıyor ve hem de bağımlı kalıyorlar. Fakat, hiçbir zaman tatmin olmuyorlar.

Hastalığın sebepleri

Doç . Dr. Emin Ceylan, ‘‘Hastalığın sebepleri arasında psikodinamik açıklamalar da var’’ diyor. Öncelikle bu kişiler, başkalarına karşı olan saldırgan ve düşmanca tutumlarını hastalık yakınması olarak onlara yöneltiyorlar. Öfkeleri de geçmiş yaşamlarında duydukları, yaşadıkları reddedilmelere karşı oluşuyor. Hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran bazı nedenler de mevcut. Örneğin, çocukluk döneminde, aile üyelerinde sürekli hastalıklar bulunması önemli oluyor.

Çoğu kez hastalık, hayatı tehdit edecek kadar ağır bir fiziksel hastalığın sonunda ortaya çıkıyor. Myokart enfarktüsü geçiren ya da çocukluklarında sürekli hastalıklara savaşan, hastanelerden çıkmayan kişiler arasında hastalık daha yaygın olarak görülüyor. Hipokondriyak hastalar, normal fizyolojik belirtilerle fazla meşgul oluyorlar. Sürekli kalp ve bağırsak seslerini dinleyip, nabızlarını sayıyorlar. Hekimden hekime, hastaneden hastaneye koşmayı bir yaşam biçimi haline getiriyorlar. Hekim ve hastanelerden sürekli tetkikler istemelerini, sonu gelmeyen muayeneler yapmalarını bekliyorlar.

Bu hastalar, tipik olarak devamlı biçimde üzgün, gergin ve sıkıntılı görünüyor. Sıkıntı, yüz ifadelerine, konuşmalarına, ses tonlarına yansıyor. Çünkü, onlar, çok ağır bir hastalığa yakalandıklarını, hastalığın tedavi edilemeyeceğini ve kısa sürede öleceklerini düşünüyorlar.

Hastaların yarısını evliler, dörtte birini bekarlar oluşturuyor. Geri kalanlar da dul ve boşanmışlardan meydana geliyor. Bu hastalar ya aşırı bensever, ya takıntılı ya da mazoşist kişilik yapıları gösteriyorlar.

Nasıl tedavi edilir?

Bu hastaların tedavisinde en önemli noktalar, hekimlerin hastalarını gereksiz tedavilerle oyalamamaları. Hekim hastaya, ‘‘Senin hiçbir şeyin yok, numara yapma’’ gibi sözler de söylememeli. Hastanın psikiyatrik problemi olduğu bilinmeli ve bir psikiyatriste başvurması sağlanmalı. Dikkatli bir tedavi ile hastalık iyileşir. Çocuklardaki hastalık, ergenlik döneminde sıklıkla kaybolur. Genç hastalarda, yüksek sosyoekonomik gruplarda aniden başlayan hastalığın iyileşme oranı yüksektir.

Doktorla monolog!

Eski Yunan’dan beri bilinen hipokondriyaziz, geçen yüzyıl içinde psikolojik faktörlerin de içinde bulunduğu bir durum olarak algılanmaya başlandı. Günümüzde de bugünkü anlamına oturdu.

hastalik_hastasi_Doç. Dr. Emin Ceylan, kişiye psikiyatrik olarak hipokondriyaziz tanısının konulabilmesi için onun, vücudundaki belirtileri yanlış yorumlayıp, ciddi bir hastalığı olduğu korku ve düşüncesini en az altı ay taşıması; yeterli tıbbi inceleme yapılıp, güvence verilmesine karşın, bu düşüncelerin sürüp gitmesi; sosyal ve mesleki gerilemeler göstermesi gerektiğine işaret ediyor. Hastaları da detaylı bir şekilde şöyle tanımlıyor:

Hastalar hekimin karşısında yakınmalarını uzun uzun anlatırlar. Hekimin sözlerini kesip, soru sormasına bile çoğu kez izin vermezler. Dolayısı ile hekimle görüşmeleri bir diyalog değil monolog şeklinde geçer.

Hastalar tıbbı terim ve jargonlar kullanır. Bunları daha önce konuşmuş oldukları hekimlerden, okudukları tıbbi kitap ve yazılardan edinirler.

Hipokondriyaklar, kimi zaman doktora olan güvensizliklerinden, kendi tedavilerini kendileri uygularlar. Birbirinin peşisıra ilaç kullanırlar. Özellikle vitaminlere pek düşkündürler. Uyguladıkları tedavilerin sonuçlarını doktorlarla tartışırlar. Yeniden başka bir tedavi şekline yönelirler. Bu süreç bir türlü bitmez, uzun yıllar devam eder, gider. Kurmuş oldukları bütün dostlukları, arkadaş ilişkilerini hastalık çerçevesinde döndürürler. Bu durumlar, hastanın ilişkilerini bozar, giderek kişiyi yalnızlığa sürükler ve depresyon ortaya çıkar.

Toplumda hipokondriyaziz tanısı alabilecek önemli sayıda kişi olmakla birlikte, bunların pek azı tanınıyor. Çünkü hastaların önemli bir grubu, dahiliye hekimlerine başvuruyor. O nedenle hastalık olduğundan da seyrek görülüyor.

 

 

[Toplam:5    Ortalama:4.2/5]
Paylaşabilirsiniz

Facebook Comments

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz
Evet Hayır